Hayatında neye tahammül ediyorsun?
Ben kimim? Hayatımın amacı ne? Niye varım?
Hepimiz zaman zaman sorarız bu soruları. Sanki yaşadığımız hayatta, üstlendiğimiz rolde adı konulamayan bir boşluk vardır. Bu boşluğun asıl kaynağı aslında olmak zorunda olduğumuz kişiyle özünde olduğumuz kişi arasındaki içsel çatışmadır.
Etrafımızdakilerin, içinde yaşadığımız kültürün, aldığımız eğitimin bize doğrudan ya da dolaylı dayattığı şartlar vardır. Başarılı olmanın şartları, iyi bir eş, iyi bir anne baba, iyi bir evlat olmanın şartları...Bu kadar şartın içinde kim olduğumuzu unutuveriririz. Elimizden gelenin en iyisini de yapsak, bütün şartlara uysak bile her fırsatta o eksiklik duygusu yoklar bizi. Sorarız kendimize hayat gerçekten bu mu diye...Çünkü, ta derinlerde biryerde, üzeri kat kat örtülmüş de olsa kendi benliğimiz vardır. Çıkmak ister, kendine özgü ışığını saçmak ister. Var olmak ister...
Etrafımızdakilerin, içinde yaşadığımız kültürün, aldığımız eğitimin bize doğrudan ya da dolaylı dayattığı şartlar vardır. Başarılı olmanın şartları, iyi bir eş, iyi bir anne baba, iyi bir evlat olmanın şartları...Bu kadar şartın içinde kim olduğumuzu unutuveriririz. Elimizden gelenin en iyisini de yapsak, bütün şartlara uysak bile her fırsatta o eksiklik duygusu yoklar bizi. Sorarız kendimize hayat gerçekten bu mu diye...Çünkü, ta derinlerde biryerde, üzeri kat kat örtülmüş de olsa kendi benliğimiz vardır. Çıkmak ister, kendine özgü ışığını saçmak ister. Var olmak ister...
Peki nerden başlamalıyım diye soruyorsan, ilk olarak “hayatında neye tahammül ettiğini” düşün. Tahammülün arkasında uymak zorunda olduğunu düşündüğün şartları, onların verdiği rahatsızlığın arkasında ise kendine dair ipuçlarını bulacaksın...


Kommentare
Kommentar veröffentlichen